Hüzün Yağmurları- Burçin ÇELİK
Genel Yayın Yönetmeni : Burçin Çelik
Düzelti : Meltem Demir
Son Okuma : Münevver Latifoğlu
Sayfa Tasarımı : Ceyda Çakıcı Baş
Kapak Tasarımı : Burçin Çelik
Görsel Tasarım : Burçin Çelik
Sayfa Sayısı : 432
İlk Baskı Yılı : 2017
Babam…
Büyüdükçe bir tarafım anladı onu aslında, biliyor musun? Anladı; ama asla hak veremedi. Babam içimde doldurulması imkânsız kara delikler açtı.
Böyle olurmuş, sonradan anladım. O sevilmemişlik öyle oymuş ki içimi, hepsi birer kara deliğe dönüşmüş. Öyle büyük kara delikler ki hem de…
Sonradan bildim Berrin. Ben farkında olmadan, tüm o kara delikleri sen kapat istemişim. Oysa ne büyük haksızlık… Oysa ne de büyük bir yanılgı… Tam da bu yüzden, beni ne kadar seversen sev, yetmedi. Yetiremedim… O delikler, senin verdiğin her şeyi emdi, yok etti.
Sonradan bildim Berrin… Onların çaresi sende değildi. Geçmişin çaresi sende değildi. Sen, geleceğimin çaresiydin… Çok geç anladım. Bunu anlamak için seni de kaybetmem gerekti üstelik.
Bazen insan, devasını aşkta arar.Tüm eksiğini kapatsın ister, karşısındaki; tüm yaralarını sarsın. Onu, en olmamış yerinden tamamlasın.Bazen aşk, anlamını acıda arar.İflah olmaz bir yarayla sınar âşıkları. En olmadık yerlerinden vurup, ıssız bir sızıda bırakır.Geçmişlerinden yaralı iki yürekti onlar. Öyle bir an geldi ki, birbirlerine sınav oldular.
(Tanıtım Bülteninden)
Her sayfasından hüzün damlayan bir
kitabım yorumuyla karşınızdayım.


Berrin ve Serdar bu aşk öyküsünün
iki kahramanı. Gerçekten birbirine aşık iki karakter ve birçok ortak acıya sahipler ama Serdar Berrin'in yaralarını bir türlü göremiyor ve onda daha derin
yaralar açmaya devam ediyor fakat Berrin, Serdar'ı kendini yaralarını unutup
onun yaralarını sarmaya çalışacak kadar çok seviyor.
Serdar kitapta beni sürekli
kızdıran ama aynı zamanda bazen hak verdiğim ve üzüldüğüm bir karakterdi.
Yine de Berrin'e isteyerek ya da istemeyerek yaptıklarını kabul edemiyorum.

Kitaba başlarken etkileyebileceğimi
biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Berrin'in acısı o kadar içime
işledi ki... En büyük acıları yaşadı gerçekten. Bu kadarına kim dayanabilir ki ? Diye soruyor
insan. Her şeye rağmen bu kadar güçlü kalabilmesi saygı duyulacak bir şey.
O yaşadıklarından tek tek bahsedip
içimi dökmek isterdim ama sizin okurken yaşamanızı istediğim için fazla
ayrıntılardan kaçınıyorum.
Kitap, geçmiş ve günümüzü arasında
geçiyor. Okurken sizde hem merak uyandırıyor hem de karakterleri daha iyi
anlamanızı sağlıyor. Yazar da aradaki geçişleri çok güzel sağlamış o yüzden
okurken bu durum size rahatsızlık vermiyor.
Burçin Çelik'in daha önce de
yazdıklarını takip ettiğim için Hüzün Yağmurları’nda kalemini nasıl
güçlendirdiğini görebiliyorum. Betimlemeleri, duygu geçişlerini okuyuncaya
yansıtabilmesi gerçekten çok başarılıydı öyle ki beni sürekli ağlatmayı başardı. Yazar kitabın her sayfasına kelimelerle işlenmiş hüzünler sığdırmış.
Ayrıca yazarı Berrin'in acısını, Serdar'ın pişmanlıklarını bu kadar güzel işlediği için tebrik etmek gerek.
Ayrıca yazarı Berrin'in acısını, Serdar'ın pişmanlıklarını bu kadar güzel işlediği için tebrik etmek gerek.
Güçlü, hüzünlü aynı zamanda her
şeye rağmen güzel bir aşktı. Altı çizilesi cümleler biriktirdim. Benim için
etkisinden hâlâ çıkamadığım bir kitap oldu.
Kitabı keyifle, çoğunlukla
gözyaşlarıyla ve bazen de buruk bir tebessümle okudum.
Okumanızı kesinlikle tavsiye
ederim. Okuyup Berrin'in acısına, Serdar'ın pişmanlıklarına ortak olun. Ve
kendinize büyük dersler çıkarın.
‘’Gün doğuyor,’’ dedi. ’Birazdan
gözlerini açtığımda sen de göreceksin. Gecenin katranını tüm inadıyla delip
umudu fısıldar gibi doğuyor güneş. Tıpkı senin ömrüme doğuşun gibi…
"Aşk kendinden geçme hali. Ama sadece tek tarafın kendinden geçmesi o
ilişkiyi 'biz' yapmaya yetmiyor. Tek tarafla kalırsa, ortada sen'den başka bir
şey kalmıyor."
"Affeden insan önce kendini özgür bırakıyordu. Saplanıp kaldığı acıdan
ilk kendini azat ediyordu. Affetmek, ruhu hafifletmenin en acılı yoluydu."
"Bir evi yuva yapan içindeki eşyalar değildi, aynı çatıyı kiminle
paylaştığındı. Keza o çatının altını dolduran eşyalara huzur veren, ne renkleri
ne de biçimleriydi. Bir evi huzurlu kılan yine insandı.
"Hiçbir yara kanamadan iyileşmezdi.
Ve hiçbir acı, kabullenilmeden geride bırakılmazdı."




